Geçmişle Yüzleşmek

“Herkesi bir defa, bazılarını  her zaman aldatabilirsiniz.

Ama herkesi  her zaman aldatamazsınız.” Abraham Lincoln

Geçmişle yüzleşmek, onu karşı kaldırımda görmek, onunla selamlaşmak, oturup konuşmak, ya da birilerinin sizinle ilgili olumlu olumsuz anılarını anımsattığında geçmişten nefret etmek, insana yaşadığını daha bir hissettirir. Geçmiş insanı besler, büyütür. İnsanı gençlik  çağından olgunluk çağına kadar doktor, emekçi, avukat, öğretmen, antrenör, hoca, sporcu, hamal, katil, artist de olsa onu bir şekilde hayata hazırlar.

Geçmişin başarıları iyidir güzeldir de, ya hataları? O geçmiş, aslında kocaman bir sandıktır. Sandık imgesi, açılıncaya dek bir sır olarak kalmış, bir dolu yaşanmış gerçek anıları ve hikayeleri barındıran o gizemli büyük kutunun sürprizlerini ne de güzel betimler. O yüzden olsa gerek, Türkçede harika bir halk deyişi vardır; “Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü” diye. Bu kutular bazen bir anı defteri, bazen  kısa anekdotlardan oluşurlar. Bazen de tıpkı uçaklarda olduğu gibi tam bir kara kutudur. Bir an gelir açılır hiç sebepsiz yere ve ortalık bir anda darma-dağan olur bazı olumsuz gerçekler gün yüzüne çıktığında. Adeta kabus olur birilerine bu yazılan veya anlatılan yakıcı gerçekler. Geçmişte yaşanan acılar güneş kadar yakıcı ve gerçekler bir o kadar acıdır, hani derler ya çeken bilir diye, işte öyle birşey.

İnsanı insan yapan zaafları, eksiklikleridir . Hal böyle olunca yapılan yanlışın farkına varıp, özür dilemek de, özürü affetmek de erdemdir . Asıl sorun, özür dilenen yanlışın, tekrar edilip edilmediğidir . Hele ki gurur meselesi yapmayıp özür dilenebiliyorsa işte o zaman büyüklüktür. Çünkü “özür dilerim” in yerini başka hiçbir sözcük tutamaz.  Evet, kolay değildir karşısındakinin yüzüne bakarak; “seni kırdım, sana karşı gerçekten çok yanlış şeyler yaptım, haklısın, hakkını helal et lütfen, tekrar tekrar özür dilerim” gibi cümleler kurabilmek. “Özür dilerim”i gerçekten takdir edilmesi gereken bir söz olarak düşünüyorum ve öyle inanıyorum ki; yeri geldiği zaman özür dilemeyi bilen insanlar erdemli insanlardır. Herkes hata yapabilir ama insanın yanlış yaptığını, hata yaptığını görmesi ve pişmanlığını bu şekilde dile getirip gönül alması en güzeli ve olması gereken değil midir?

Oysa Türkiye Karate camiasında olan olduğu ile, ölen öldüğü ile, tokatlanan tokatlandığı ile, Dan masalarından kovulanlar kovuldukları ile, en kötüsü de kalpler de kırıldığı ile kalır yıllarca. Bazen hayatınızın belli dönemlerinde önemli bir şeyler olur ve bir insan gözünüzde sonsuza kadar değişiverir aniden, bunun asla geri dönüşü de yoktur.

Özür dileyecek bir şey yapıldığında, özür dilemek tabii ki büyüklüktür. Ama büyüklükten önce medeniliktir, olması gerekendir. Özür dilemenin de bir adabı vardır.. Yapılan bir hatayı veya sebep olduğumuz bir kırgınlığı gidermek için özür dilemekle kimse kendinden bir şey kaybetmez. Aksine; gönlü alçaldıkça insanlığı yükselir. Yanlışa ya da yanılgıya düşmek ne kadar insânî ise, özür dilemek de bir o kadar insanlık ve erdemlilik göstergesidir. Yanlış zamanlarda yanlış adamların ellerine fırsat geçtiğinde ve resmi olarak suyun başını tuttuğunda birilerinin istikbali ile oynarken, genç nesil meslektaşlarının mesleğinde ilerlemesine, DAN sınavlarında terfi etmesine bir şekilde engel olurken ağır sözler söyleyip  en ağır kelimeleri cömertçe sarf eden dilleri, bu yanlışı telafi ederken niye bu kadar cimri oluyorlar?? Bu kadar zor mudur insanın hatasını kabullenmesi? Karşı tarafın ne düşündüğü ne kadar önemli ise de; asıl önemli olan, sizin doğru olanı yapmış olmanızdır… Yeter ki samimi olun…

Özür dilemek bir erdemliliktir. Biz de geçmişimizle yüzleşsek acaba kıyamet mi kopar? Geçen dönemlerde burada yazmış olduğum günlüklerime ilişkin son iki makalemde, 1987 senesinde SESAM’da başıma gelen olumsuz hadiselerin müsebbibi ve bu antidemokratik davranışların sahibi Hakan Alpay Sensei yazdıklarımdan ciddi anlamda rahatsız(!) olup iki satırla da olsa karşılık vermişler. Yazdıklarımın “roman”a benzediğini iddia etmekten tutun da, akıl sağlığımın yerinde olmadığı konusuna kadar kendilerince bana nasihatte bulunuyorlar. Sanki ortada anormal bir durum varmış gibi bir hava estirip, üstelik uzman doktor havalarına giriyorlar…Vakti zamanında ortalığı kasıp kavuran, Karate camiasında adeta terör estiren aktörlerin, emekliliklerine yakın doktorluğa soyunmaları hiç de hoş durmuyor doğrusu…

Sayın Alpay; Size daha önce de sormuştum ama olsun, ben tekrar etmekten asla usanmam. Bakın işte yeniden soruyorum; Hani o sizlere“roman” gibi gelen yazılarımın herhangi bir satırında yalan, yanlış ve iftira varsa siz onu dile getirin lütfen. Mesela deyin ki; “O tarihte sen o kursta yoktun, ” veya “1987-SESAM’da neyin nesi, Orası da neresi?”, “Bu olaylar kırk haramiler hikayesinde mi geçiyor.?” falan yani…

Yazımı Von Kotzebue’nin çok beğendiğim harika bir sözü ile burada sonlamak istiyorum. “İnsanlar yanlış yapabilirler, yalnız büyük insanlar yanlışlarını anlarlar.”

Not: Barışın, sevginin kardeşliğin ve özgür yarınların hakim olduğu; kanın, gözyaşının ve acıların son bulması umut ve dileği ile, Karate camiamızın ve Dünya Müslüman halklarının Kurban Bayramı Mübarek Olsun.

Fatih İNCE 
Goju-RyuChief Instructor, 5.Dan

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir