Tolstoy “Savaş ve Barış”ı tam yedi kere niye baştan yazsın?.

Sensei Earnie Molyneux ve Sensei Gerge Andrews ile Avrupa Seminerinde 1991 Mulhouse-Fransa

‘We can know only that we know nothing. And that is the highest degree of human wisdom.”Sadece hiçbir şey bilmediğimizi bilebiliriz. Ve bu insanlık bilgeliğinin en yüksek derecesidir.

Eğer tutku ve zekânız varsa, nereden başlamış olursanız olun seçtiğiniz mesleğin en tepesine yükselebilirsiniz.

Dünyanın en ünlü yazarlarından olan Rus Lev Tolstoy “Savaş ve Barış” adlı eserini tam yedi kere baştan yazmış, bunu hiç duymuş muydunuz? Şimdilik bu soruyu bir kenara bırakarak, ama unutmayarak meramımı yine bu soru etrafında dillendireceğim, şöyle ki; Savaş sanatlarının ülkemizdeki sesi-soluğu durumunda olan güzel sitemiz Siyahkuşak’ın sahibi ve editörü değerli kardeşim Sayın Vural Yılmaz’dan,  sitenin değişecek olan çehresi ve teknik-teknolojik detayları konusunda 2 hafta önce bir e-mail aldığımda aniden kendime geldim. Uzaklarda, Okyanus ötesinde ve Türkiye ile tam 7 saatlik bir zaman dilimi farkını bizzat yaşayan biri olarak, gündeme ilişkin konuları pek takip etme olanağım olmadı son 6 aydır. Bu yüzden sevgili dostum Vural Yılmaz bey’in, sitemiz Siyahkuşak’ın güncelliğini esas alan bu yapacağı önemli değişiklikler konusunda beni adeta kendime getiren sözkonusu e-maili, benim bir kez daha titreyip-kendime gelmemi sağladı dersem, sanırım durumu abartmış olmam.

Bu konuda gerçekten çok samimiyim ve benim güncel konularda değerli Siyahkuşak okurlarıyla paylaşmak istediğim konuları yazmaya beni sürekli ve yeniden teşvik eden bu e-mail bende, adeta kalp krizi geçiren bir hastanın göğsünü uygulanan elektro şok etkisi yaptı. Şairin dediği gibi ‘başımı iki elimin arasına koyup, ben neyim ve bu hal neyin nesi?’ sorusu yankılandı kulaklarımda…Evet, bir şeyler yapılmalıydı, ama ne? Konular belliydi, Günümüzde Savaş Sanatlarının dünya’da ve güzel ülkemiz Türkiye’de önemi, uygulanış tarzları, Olimpik olan-sportif olan yanları, yaşayan ustalar ve elbette ki esas branşım olan ‘Traditional Karate’ yani ‘Geleneksel Karate’

Herhangi bir konuda zaman zaman bazı tesbitler yapabilirsiniz. Bu yaptığınız tesbitleri bir süre sonra kendi doğrularınız olarak topluma, okurlarınıza, ait olduğunuz camiaya ve talebelerinize sunabilirsiniz. Bunlar olağan şeylerdir ve hiç bir zaman değişmez fikirler, kurallar, tesbitler, ölçütler değildir. Zamanla bazılarından vazgeçtikleriniz, yanıldığınızı zannettikleriniz ve hatta daha da ileri giderek ‘saçma’ olarak nitelendirdikleriniz bile çıkabilir…Sonuçta bu yazılanlar Allah’ın ayetleri değildir… Değişmek, beynimizi, rhumuzu ve iç dünyamızı değişikliklere açmak güzeldir ve her zaman da değişimden yana olmalıyız. Bu değişkenliği Ebu Hanife’nin harika sözüyle tanımlayacak olursak, o şöyle diyor bir eserinde, ‘Gün geldi ağladım, gün geldi ağladığım günlere ağladım!’ Yani değişmez gibi görünen bazı fikirleriniz, gün gelir değişir ve hatta bu defa ağladığınız o geçmişteki günlere ağlarsınız…Yalnız bu tesbitleri yaparken bulunduğunuz zaman dilimi, konumunuz ve bulunduğunuz nokta, yapılan tesbitin isabetliliği, akılcılığı ve tutarlılığı konusu da elbette ki çok önemlidir. Ağrı dağını ve ihtişamını yazacaksanız, kitap ve dergilerde veya bilgisayar üzerinde-internette karşınıza çıkan fotoğraflara bakarak değil, bizzat Ağrı dağına yaklaşarak ona hakim bir noktada durursanız yazdığınız ve yaptığınız tesbitler kalıcı, akılcı ve de inandırıcı olur. Ya da ulu bir çınar hakkında yazacaksanız bu durum asla değişmez. Kaldı ki, bu sitenin birbirinden güzel okuyucuları çınardan kasdımın bir ağaç değildir, yaşayan efsanevi bir Savaş Sanatları hocası olduğunu da bilir. O yaşayan ulu çınar misali ustayı tanıtabilmek-yazabilmek için onun hakkında bugüne kadar yazılmış kitap, dergi ve makaleleri okumanız bir anlamda yetmez…Bizzat onu yakından tanımanız, onun idmanlarına bizzat katılmış olmanız, onu doyasıya seyretmiş olmanız, onunla aynı çatı altında kamplarda, seminerlerde ve uluslararası sempozyumlarda aynı havayı teneffüs etmeniz gerekir ki bu tanık olduğunuz yaşayan ulu çınardan gereği gibi bahsedebilesiniz…

İşte tam da bu yüzden yazımın başında bahsettiğim Tolstoy’un ‘Savaş ve Barış’ adlı eserini neden 7 kez  silbaştan yazdığını düşünürken aklıma bu günlerde Okinawa’da bir hastanede yoğun bakımda tutulan değerli hocam, üstadım Shihan’ım Morio Higaonna(10.Dan) Sensei’m geldi. Onu ve yıllardır sürdürdüğü mücadelesini sizlere yeterince tanıtıp-tanıtmadığımdan emin olmak için, Tolstoy’dan hareketle geçenlerde kendi kendime şöyle mırıldandığımı hatırlıyorum…’’Madem Tolstoy bir romanını usanmadan, bıkmadan 7 kere sil baştan yazmış, sen Fatih, acaba bu ulu ve yaşayan çınarı, bizzat ‘onun talebesi’ olmakla övünç ve kıvanç duyduğun bu yaşayan efsaneyi Türk halkına, Türk Karate camiasına yeterince tanıtabildin mi?’’ Bir yandan sosyal medyada kulağım hep ondan gelecek haberlere kilitlenmişken, bir diğer yandan da işte bu soruya iyi bir yanıt olma iddiası ile ikinci kez değerli ustamı, hocamı, üstadımı, Sensei’mi, Shihan’ımı siz kıymetli Siyahkuşak okurlarına yazmaya karar verdim. 2018 yılının daha ilk günlerinde aldığımız bu üzücü haber ile bazı şeyleri yeniden yazmaya, hem de Tolstoy gibi 7 kere değil, en azından birkaç kere yazmaya ahdettim. Bu konuda sizlere yeni birşey yazmayacağım belki ama, bazı şeyleri ‘yeniden’’ yazacağım. Bu yazılacak olanlar değerli hocam Shihan Morio Higaonna(10.Dan)’ın kısa özgeçmişiyle kalmayacak, onun şimdiye kadar biz talebelerine anlattığı konuları sizlerin gözleri önüne ‘yeniden’ sereceğim. Okinawa’lı gerçek Karate-do ustasının yaşamı ve felsefesini ikinci bir yazıda ele alana kadar, hoşca kalın diyorum.

Bakın bu konuda biraz araştırma yapınca, karşıma neler çıktı, buyrun hep beraber inceleyelim ve Savaş Sanatlarıyla uğraşan sporcu ve eğitimci okuyularımla bu konuyu nerelere getirmek, hangi yönüyle faydalanmak gerektiğini hep birlikte görelim…Bakınız karşıma çıkan bazı ilginç şeyler şunlar; Birisi demiş ki, ‘’Her bebek bile, yürümeye başlayana kadar en az iki bin kere yere düşüp tekrar kalkıyor.’’ Size de ilginç geldi mi? Gerekirse, bebeklerden ders almalıyız. Düştüğümüz yerden tekrar ayağa kalkmalı”, yılmadan usanmadan, ödünsüz çalışmalıyız ta ki belirlediğimiz hedeflere varana kadar…

Bu tutum ve davranışımız her alanda böyle olmalı, hatta bir hayat düsturu olarak günlük hayatımızda ödünsüz uygulanmalıdır diye düşünüyorum. Özellikle de Savaş Sanatları dalında yılmanın sözkonusu bile olmadığını yaklaşık 30 yıllık tecrübem, Savaş sanatları alanında yaptığım aktif çalışmalar ve katıldığım uluslararası kurs ve seminerlerde bizzat bu gerçeği yaşamışgörmüş birisi olarak, İngiliz siyasetçisi Winston Churchil’in tabiriyle,’’Never, never, never give up’’ yani asla, asla, asla vazgeçme! diyor, sözkonusu bu düsturu sürekli akılda ve gündemde tutmanın, bizlere neler kazandırdığına da değineceğim inşaallah.

Söylemek istediğimize sosyo-psikolojik açıdan yaklaşarak, kişisel olarak nelere dikkat edilmesi gerektiğine de bir örnek verilmesi uygun düşer kanaatindeyim. 

Bugün halihazırda, geçmişte benzeri görülmemiş fırsatlar çağında yaşıyoruz. Eğer tutku ve zekânız varsa, nereden başlamış olursanız olun seçtiğiniz mesleğin en tepesine yükselebilirsiniz. Ama fırsatlarla birlikte sorumluluk da gelecektir. Kendi yerinizi belirlemek, ne zaman yön değiştireceğinizi bilmek ve uzun yıllar sürebilecek bir çalışma yaşamı boyunca bilgili ve üretken kalabilmek kendi elinizdedir. Bunları iyi yapabilmek için kendinizi çok iyi tanımanız gerekir –sadece güçlü ve zayıf yanlarınız değil, nasıl öğrendiğinizi, başkalarıyla birlikte nasıl çalıştığınızı, değerlerinizin neler olduğunu ve en büyük katkıyı nerede yapabileceğinizi bilmeniz gerekir. Çünkü hakiki mükemmelliğe ancak güçlü yanlarınıza dayandığınızda ulaşabilirsiniz.

Fatih Ince

Goju Ryu Karate Chief Instructor, 5.Dan

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *